26 Mart 2012 Pazartesi

GDO'lu ürüne ihtiyaç yok

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof .Dr. Ahmet Çolak GDO'lu ürünlerin insan sağlığı üzerindeki etkilerinin henüz bilinmediğini söyledi.

Uzun süredir ülkemizde genetiği değiştirilmiş organizmalar ( GDO ) lu ürünlerin satışı serbest olsun diye baskı vardı. Nedir bu serbest olacak, gdo’lu ürünler? Önce ona bakmak lazım. Başta soya fasulyesi ve mısır. Bunlar da özellikle kanatlı hayvanların ve büyük baş hayvanların yem rasyonlarında küspesiyle, tanesiyle, yemleri ile kullanılan bir ürün. Soya’nın Türkiye’de üretimi yok denecek kadar az. Dolayısıyla tümüyle dışarıdan ithal ediliyor.

Fiskobirlik'in Ordu'da soya fabrikası vardı ama...

Geçmişte, Ordu da soya yağı fabrikası vardı. Karadeniz bölgesinin belirli yerlerinde soya üretimi yapılıyordu. Çünkü iklim çok uygun. Çukurova bölgesinde ikinci ürün olarak üretiliyordu ve hala da üretimine devam ediliyor. Teşvik ve destek olduğu takdirde Türkiye de soya üretimi çok mümkün. Ama birileri bize diyor ki "siz soya üretmeyin biz size ucuza verelim, siz bu ucuza aldığınız soya ile hem günlük ihtiyacınızı karşılayın hem katkı maddesi olarak gıdalardaki kullanımını sağlayın, hem de hayvan yemi olarak değerlendirin" diyorlar.

Başlangıçta çok cazip gibi geliyor ama dönüp baktığınızda çok ciddi miktarlarda soya ithal etmek durumunda kalmışız. Kamuoyunda faydaları ne, zararları nedir? diye tartışmalar izliyoruz. Bunlardan önce bizim GDO'lu ürüne ihtiyacımızın olup olmadığını sorgulamamız lazım.

Türkiye özellikle kendine döllenen hububat tohumunda dışa muhtaç değil. Kendisi üretebiliyor. Sebze tohumluğunda özellikle sera tohumluklarında biraz dışa bağımlılığı var. Aslında, Türkiye’nin çok başarılı tohum sektörü var, firmalarımız canla başla çalışıyorlar. Bir ara çıktı zamanın YÖK başkanı açıklama yaptı, "Ziraat fakülteleri uyuyor mu?" diye. Tohum geliştirmek üniversitenin görevi, değil tam tersi özel sektörün görevidir. Fakat toplumda öyle bir beklenti gelişti ki... bir anlamda bu beklentiyi haklı da buluyorum. Üniversiteler de bu konunun içine girmek zorunda kaldı. Üniversite tohumun alasını geliştirir ama tohumun tescili sıkıntı yaşanıyor. Her tescil yaklaşık 2 bin 500 tl civarında. Daha başvuruda bunu istiyorlar sonrasında da ödemeler var. Üniversitelerin bütçelerinde her öğretim üyesi bir çeşit geliştirse bunu karşılayacak zaten bir ödenek yok. Üniversiteler özel firmaların ARGE'lerini yapmalı bu konuda.


Soya yetiştirmek için Çukurova ve Karadeniz iklimi çok uygun dediniz. Bu bölgelerde başka bize özgü hangi ürünler üretilebilir?

Engebeli arazi Karadeniz bölgesinin karakteridir ve tropik bitki örtüsü geçerlidir. Bu koşullara uygun olan her türlü tropik ürünün Karadeniz bölgesinde yetişebileceğini düşünüyorum. Kivi bunlardan bir tanesidir, üzümsü meyvelerden yaban mersini, böğürtlen gibi ürünlerde yine buralarda yetiştirilebilir. Ama bu ürünlerin üretimini yapmak için önce pazarını oluşturmak gerekir. Pazarı yaratabilmek için de bir birliktelik kurmak lazım ya kooperatifleşmeyle ya şirketleşmeyle yada büyük firmalarla ortaklık yapıp sözleşmeli tarımla ürünleri garantilemesi lazım. Kiviyi üretiyor üretici soğuk hava deposu yoksa bunu da bir anlamı yok. Bir entegre sistem oluşturulursa ve pazara da açılabilirse sonuç alınacağına inanıyorum.

kaynak: gazete5

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder